Gurme Lezzetler, Renkli Çatılar ve Baykuşlar Şehri

 

DIJON
Gurme Lezzetler, Renkli 
Çatılar ve Baykuşlar Şehri
Bir zamanlar Burgonya kralına ev sahipliği yapmış Dijon, Fransa denilince akla ilk gelen şehirler arasında olmayabilir; ancak gastronomisi, oldukça iyi korunmuş Ortaçağ binaları ve sunduğu güzellikleri ile bir an önce 
görülmeyi hak ediyor.
Dijon'a vardığımda güzel bir eylül günüydü. Tren istasyonlarını, şehrin hemen ortasında yer aldıkları zaman daha çok seviyorum. Dijon işte tam da bu şehirlerden. Gardan çıkar çıkmaz Fransız meşhur pastahane zinciri Paul göz kırpıyor. Çıkışta yer alan turizm ofisinde bulunan çeşitli rehberler ve broşürler ise keyifli bir şehre gelindiğinin işareti. Paul'den patlıcanlı bir ‘kiş' ve turizm ofisinden de birkaç broşür alıp şehre karışmak için sabırsız adımlarla merkeze doğru yürümeye başlıyorum.

Seyahat edilen şehirlerin kutlamalarına denk gelinen zamanlar iyidir. O eylül gününde de ‘Cadılar Bayramı' tarzında birbirinden farklı ve yaratıcı kostümler hazırlamış üniversiteli gençlerin, şehirde oradan oraya koşturarak oyunlar oynaması ve eğlenceli halleri, güneşli ve beni neşeyle karşılayan Dijon'a daha güzel bir atmosfer katıyor.

Tüm bu pozitif ilk izlenimler sonucunda Dijon'la kaynaşmam kolay oluyor. Şehrin alameti farikası, pek çok kişinin ilk aklına geldiği üzere ‘hardal'ın anavatanı olması. Meşhur Dijon hardalının yüzlerce çeşidi buradaki farklı markalar tarafından üretiliyor. Rue de la Liberte üzerinde yer alan ve en bilinen hardal markalarından olan Maille'de farklı aromalara sahip hardallardan tadım yapmak, insanın damak zevkini geliştirecek nitelikte. Diğer ünlü hardal markası olan Edmont Fallot'un mağazası ise Notre Dame Katedrali'nin yakınlarında.

Şehrin en haraketli ve trafiğe kapalı olan caddesi Rue de la Liberte'ye pek çok mağaza, pastane ve kozmetik ürünler satan dükkan, cezbedici bir şekilde dizilmiş. Dijon'un en keyif veren yanlarından biri de zaten enfes hardallardan, Fransız kozmetik markalarının ürünlerinden ve Fransa'nın en iyi şaraplarından alıp, eve dönünce de bir süre daha buranın havasını yaşayacak olmak.

Dijon'un sembolü baykuş. Bunun sebebi ise Notre Dame Katedrali'nde sol elinizle dokunduğunuzda, şans getirdiğine inanılan bir baykuş heykelinin bulunması. Dijon'un estetik binalarından gözlerimi aldığımda, şehrin meydanlarını ve görülmesi gereken yapılarını takip etmeyi sağlayan ana yürüyüş rotasının sembolü olan ‘baykuş'un, kaldırımlarda belli aralıklarda sevimli bir çizimle yer aldığını görüyorum. Dijon'u yürüyerek keşfetmek kolay ve zahmetsiz. Şehri ‘adımlarının götürdüğü yere git' duygusuyla gezmek keyifli; ancak zamanı bol olmayanların ‘baykuş'u takip etmesinde fayda var.

Palais de Justice, Palais de Liberation gibi güzel meydanlara çıkan sokaklarda birbirinden sevimli kafeler, restoranlar ve makaron satan butik dükkanlar bulunuyor. Bazı binaların avlusunda zevkli ve hoş bir çok tasarım dükkanı olduğu için sokak aralarında karşıma çıkan avlulara göz atmadan geçmiyorum.
Tarih meraklıları Dükler Sarayı ve Musa Kuyusu'nu es geçmemeli, Dijon'un enfes renklerdeki çatılarını ve muhteşem Ortaçağ sokaklarını kuşbakışı görmek isteyenler ise Philippe le Bon Kulesi'nin 316 basamağını üşenmeyip tırmanmalı. Binaların renkli harika çatıları, uzaklarda görünen üzüm bağları, ormanlar ve kasabalar ile tablo gibi bir manzara kulenin tepesinde adeta bir ödül gibi bekliyor.

Dijon'da gurme damaklara hitap eden onlarca restoran bulunuyor ve bu tatlı Fransız şehrinde akşam yemeğine kalmak ve geceyi geçirmek ayrı bir keyif. Birbirinden sevimli binalarda yer alan otellerde konaklayarak, ertesi gün kentin çevresinde düzenlenen günlük aktivitelere katılmak da mümkün. Burgonya bölgesinin güzelliklerini gözler önüne seren doğa, Cote de Nuis üzüm bağlarında bağbozumu ve şarap tadımları, etkileyici şatolar tam bir Fransız düşü ve lezzetinde.

Her ne kadar Dijonlular ‘Dijon'u görmeden Fransa'yı görmüş sayılmazsınız' deseler de ‘Fransa'ya gelmişken mutlaka Paris'i görmeliyim' diyenler, Dijon-Paris arası trenin 1 saat 40 dakika sürdüğünü duyunca, Dijon'a listelerinde daha fazla yer vereceklerdir. Fransa'nın hareketli çocuğu Lyon ise görülmeye ve tadına bakılmaya değer, Dijon'a yakın bir diğer şehir alternatifi.

Şehrin sokaklarında dolaşmak, lezzetli ürünlerinden tatmak, alışveriş yapmak ve Palais de Liberation'ı çevreleyen kafelerde oturup şehrin tadını çıkarmak kadar Burgonya yaşamından günlük detayların sergilendiği Burgonya Müzesi ve içinde Ortaçağ'dan kalan heykellerin, resimlerin ve Dük mezarlarının yer aldığı Güzel Sanatlar Müzesi'nde zaman geçirmek de oldukça keyifli.

Dijon'dan ayrılırken çantamda bölgeye özgü ballı hardallı ekmek, birkaç şişe şarap, farklı aromalara sahip birkaç kavanoz hardal, yüzümde mutlu bir gülümseme ve içimde güzel bir keşif yapmış olmanın verdiği keyif var.