Barselona Tadı Damağımda...

 

BARSELONA
Tadı Damağımda...
Barselona, her günün bir başka güzellik sunduğu, misafirlerini her daim iyi ağırlayan ve bu nedenle insanın kendisini asla yabancı hissetmeyeceği mükemmel bir ev sahibi. Öyle ki bu şehirde mutsuz olmak adeta imkansız.
Gracia semtinin birbirini kesen sokakları arasında Placa Del Sol'u arıyorum. Turuncu bavulum sokaklar arasında bir görünüp bir kayboluyor. Sonunda bir pub'a giriyorum. Öğle sonrasının yoğun sıcağını arkamda bırakıp, kısa da olsa loş bir mekana girmek iyi geliyor. Kapının önünde bekleyen bavulumun yanına barmenle birlikte geri çıkıyoruz. Barmen, elimde yazılı adresin yönünü el kol işaretleri ile tarif ettikten sonra işinin başına dönüyor.



İlgili dairenin ziline bastığımda canlı bir ses apartmanın en üst katından sokağa ulaşıyor. Asansörü olmayan binanın beş katını ben önde, bavulum arkada tırmanıyoruz. Gracia semtinin çatılarını, yakınlarda bulunan kilisenin kulesini gören bu renkli teras katı Barselona'da geçireceğim birkaç günüme ev sahipliği yapacak. Ev sahibim bir sanatçı. Bu yüzden evin içinde Picasso, Dali ve diğer ressamların kartondan yapılmış maketleri de buradaki günlerime tanıklık edecek gibi görünüyorlar.

Dali'ye göz kırpıyorum, Picasso'nun da başına şapkamı takıyorum. Terastan diğer apartmanların teraslarına, çatılarına, kilisenin çan kulesine bakıyorum. Renklere, tonlara ve temmuz sıcağına alışmam kısa sürüyor. İçeri girip, terasın açık kapısından biraz esinti gelmesini umarak, salondaki kanepeye uzanıyorum. Uçuşun, sıcağın ve bavul taşımanın vermiş olduğu yorgunlukla hafif bir uykuya dalıyorum. Kiliseden gelen çan sesleri uzaklaşıyor.

Akşamın yaklaştığı saatlerde evden çıkıp Gracia sokaklarına karışıyorum. Benden başka turist yokmuş gibi görünen bu semt, Barselona'da kalınabilecek harika bir bölge. Semt sakinleri, akşam saatlerinin şehre bir nebze nefes aldırdığı cumartesi akşamında çoktan sokakları doldurmuş. Biraz daha uyuklasam bu güzel saatleri kaçıracakmışım. Apartmandan çıkar çıkmaz birbirinden sevimli kafeler, meydanları çevreleyen bu kafelerde buluşan, yemek yiyen, laflayan canlı kalabalık, sek sek oynayan çocuklar, insanı hemen havaya sokan hareketli, güzel bir atmosfer beni kucaklıyor. 'Hola Barselona!' diyorum, 'Tekrar kavuştuk'. Hareketli sokakta gözüme kestirdiğim kafelerden birine oturup sipariş veriyorum. İyi ki buradayım.



Ertesi sabah, kahve kokusu ve enfes ekmeklere yapılan sandviçlerin tadı ile Gracia'da bir pastanede başlıyor. Kahvaltı sonrası doğru Las Ramblas'a. Metrodan Plaça Catalunya durağında inip meydana çıkıyorum. Gün çoktan tüm hızıyla başlamış. Birbirini kesen caddeler; turistik otobüsler, bisikletiyle, arabasıyla işe gidenler ve bir yere yetişecek olanlarla dolu. Las Ramblas boyunca irili ufaklı turist gruplarını, sokak sanatçılarını, hediyelik eşya satıcılarını geçiyorum. 'Mercado de La Boqueria', Port Vell'e kadar uzanan bu uzun caddenin hemen başlarında yer alıyor. Pazardaki nefis peynir çeşitleri, soslar, deniz ürünleri, tropik taze meyve suları, el yapımı çikolatalar arasında bir süre mest oluyorum. Elimde taze mango suyumla pazarın renkliliğinin keyfine varırken, hareketli kalabalık tezgahlar arasında merakla geziyor, tadım yapıyor ve renklerin, aromaların tadını çıkarıyorum.

Las Ramblas'ın üzerinde yer alan Placa Reial'den geçip, oradan da Barri Gotic'in büyüsüne kapılarak uzun bir öğle sonrasına kendimi bırakıyorum. Barri Gotic'ten etkilenmemek imkansız. Binaların yüzlerindeki detayları görmek ve atmosferik dar sokakların hakkını vermek için sık sık başımı kaldırarak dolaşıyorum. Acıktığımda tapas barlar, kahve-tatlı molasında ise ünlü İspanyol çikolata markası Valor'ün churro'ları imdadıma yetişiyor. Akşam üzeri günün yorgunluğunu atmak için Barselonalılar'ın yaptığı gibi ben de şehrin hemen her noktasından kiralayıp bırakılabileceğim bir bisiklete atlayıp, Rioja bölgesinden bir şişe İspanyol şarabı ve biraz meyve ile günü devirmek için Barcelonetta plajının uzun kumsalında soluğu alıyorum. Bu şehirde yabancı hissetmek imkansız. Dünyanın pek çok şehrinde insanı kolayca yakalayabilecek kendini yabancı hissetme duygusu, burada 'şehre karışmak' ve hemen şehre adapte olmakla yer değiştiriyor.



Barselona'da ikinci günüm Gaudi'nin eserlerinin izinde geçecek. Şehirde ünlü mimarın hakkıyla gezildiğinde haftalar sürecek kadar fazla eseri var. Gracia'da kaldığım eve en yakın olandan başlamaya karar veriyorum. Evden Park Guell'e yürümek gibi bir planım var. Şehrin dik merdivenlerinden tırmanarak parka ulaştığımda, ağaçlar arasından geçerek ana girişe varmak iyi geliyor. Turistik mi? Kaçınılmaz olarak, evet. Şehirde kendimi turist gibi hissetmediğim için durumu yadırgıyorum. Ancak Park Guell bir Barselona seyahatinin olmazsa olmaz'larından. Önceki gelişimde burayı atladığım ve zamanımın çoğunu farklı noktalarda geçirdiğim için bu defa Gaudi'nin harika bir eseri olan bu parkı görmek şart. Gaudi'nin hayal gücünün yansıdığı formlara, renklere ve doğayla bütünleşen tarzına hayran kalmamak elde değil. Burada epeyce zaman geçirdikten sonra şehri panoramik gören parktan meydanlara, şehrin diğer caddelerine doğru süzülüyorum.



Şehrin siluetine damgasını vuran meşhur Sagrada Familia dışında, ilk görülecek binalar arasında, Gaudi'nin dönemin varlıklı aileleri için tasarlamış olduğu Casa Mila, Casa Battlo gibi binalar bulunuyor. Her biri başka bir formda olan ve Gaudi'nin hiçbir mimari eserini dümdüz tasarlamadığı bu muhteşem binaların yüzleri, doğaya gönderme yapan tasarımları ve renkleri insanı bambaşka bir dünyaya taşıyor. Sadece dışarıdan görmek yeterli olmadığından, içlerini de görmek için uzun kuyrukları beklemeye değiyor.

Akşam eve dönerken 'bizim mahalle'de yine bir hareket ve neşe hüküm sürüyor. Meydanı dolduran kalabalık, ortada salsa yapanları izliyor. Salsa seven herkese açık olan bu aktiviteyi izleyenler de en az dans edenler kadar iyi vakit geçiriyor. Ortamın hafif, uçucu ve güzel enerjisini hissederek, insanların mutlu yüzlerini bir süre izledikten sonra coşku içinde eve çıkıyorum.

Her günün bir başka güzellik sunduğu, enerjisine kapılarak yüzümde daima bir gülümsemeyle ve İspanyollarla her fırsatta selamlaşarak sokaklarında yürüdüğüm, tapas barlarında atıştırmaktan son derece keyif aldığım, sıcakkanlı ve ele avuca sığmayan bu şehirde mutsuz olmak adeta imkansız.

Barselona, yağmurda da, şehri esir alan sıcağında da, ılık bahar günlerinde de, her daim keyif veren, her zaman iyi ağırlayan, yemeklerinin lezzetiyle mest eden, sanatı, tasarımı tüm coşkusuyla yaşatan, yaratıcı yönleri ile kendine hayran bırakan ve insana kendini evinde hissettirdiği için her defasında tekrar gitme isteği uyandıran mükemmel bir ev sahibi.