Toskana'da Sabah Huzurunda Bir Hafta

 

TOSKANA'da Sabah huzurunda bir hafta...
Toskana'nın Montegonzi kasabasında ana yoldan saptıktan sonra araçlar için neredeyse pek te uygun olmayan patika bir yolun sonunda varılan villanın mutfağında, evin çalışanı olan iki İtalyan kadının sabah kahvaltıyı hazırlıyorlarken mutfakta bana yaptıkları kahvenin tadını, sabah güneşinin Toskana'nın engebeli coğrafyasının yeşilliklerinde bıraktığı puslu ilk ışıkları, gece çiğ yağdığı için hafif nemlenmiş buğulu çimenlerin havaya hakim olan serinliğini ve sabahın o erken saatinin huzur dolu anlarını ne zaman hatırlasam villadaki o sabaha tekrar dönmek isterim.
Chianti tepelerine konumlanmış bu klasik Toskana çiftlik evinde (http://www.lelappe.it/en/) gün boyu güneşin açılarıyla değişen manzaraların tadını çıkararak, evin çalışanlarının civar restoranlarla yarışacak lezzette yemeklerinden mest olarak, tertemiz havayı soluyup sessiz öğle sonrası uykularına dalarak, havuz kenarında ev yapımı vişne likörü veya prosecco içip, civarda yürüyüş yaparak bir hafta zaman geçirmek pekala mümkün. Ancak Siena ve Lucca'nın çağrısına kulak vermeden Toscana'dan ayrılmak bu birbirinden güzel şehirlere haksızlık olur.



Lucca'da adres belli. Trattoria Giulio, sade bir atmosferde, bölge mutfağından tipik lezzetler sunan bir restoran. Buğday çorbası, ıspanaklı ricotta peynirli makarna, moron balığı ve etseverler için fırında süt dana eti ve işkembe. Yemeğin sonunu taçlandıran bir kadeh Vin Santo'ya (Toskana bölgesinin beyaz üzümden yapılan ve tatlılar ile birlikte içilen meşhur tatlı şarabı) eşlik eden geleneksel Toskana bisküvisi biscotti.

Yemek sonrası Piazza Anfiteatro'da dizili kafelerden birinde espresso yudumlayarak şehirde usul usul akan günün tadı çıkarmakla, bisiklet kiralayarak şehri çevreleyen surların üzerinde bir tur atmak arasında kararsız kalmak olası. Ben ne yapıyorum. Önce Lucca'yı tavaf ettiğim ve yaklaşık bir saat boyunca pedal çevirerek tamamladığım bir bisiklet turu, ardından hak ettiğim bir kahve. Espresso'dan alınan yudumda sokakların rehavetine ve hayatın tatlı kıvamına kapılıp bu şehirde yaşama planları yapmak sık rastlanan bir turist hayali olsa gerek. Lucca'nın konumu ayrıca Pisa'ya yakın olmasıyla da cezbedici. Pisa kulesi ile klasik bir poz vermek isteyenler bir taş atımı uzaklıktaki Pisa'da bir öğle sonrasını geçirebilirler. Elbette kuleyle verilecek 'yaratıcılıkta sınır tanımayan' pozlar size kalmış.

Akşam saatleri dönüş yolunda, güneşin yeşil tepeler üzerindeki eğik açısının oluşturduğu yumuşak tonlara bakıp, üzüm bağlarının arasındaki yollardan geçerken tatlı bir huzur duyuyorum. Bir saatlik sürüşün ardından Papposileno'da (http://www.papposileno.com) Toskana lezzetleriyle donatılmış tahta masada şefin yaptığı sunumlar ve şarap tadımları huzuru keyfe dönüştürüyor. Masayı taçlandıran panzanella (kuru ekmek, domates ve fesleğenle yapılan Toskana salatası), dana carpaccio, kremalı sebzeler eşliğinde sunulan bölgenin tipik tahılı Farro, fesleğenli makarna, pecorino peynirli sebze mousse birbiriyle yarışıyor. Toskana lezzetlerine doyulan yemek sonrası, gecenin yoğun karanlığında patika yolun sonunda ağaçların arasından villanın cılız ışıkları görünüyor. Kendimi bahçedeki şezlonglara atıyorum. Hayat Toskana'da fazla güzel.



Günlerden Siena. Şehirde zaman 12. yüzyılda durmuş. Dar sokakların, geçitlerin sonunda bir atlı karşıma çıkarsa şaşırmayacağım. Binaların yüzleri, meydana açılan sokaklar, gizemli atmosferik geçitler yüzyılların kokularını hapsetmiş. Sokakların birleştiği meydan Piazza Del Campo. Temmuz sıcağının ısıttığı kiremit rengi parke taşlarda oturup meydanı ve etrafında olan biteni hafızama kaydediyorum ama en çok Siena'yı ara sokaklarda içime çekiyorum. Del Campo'nun arkasında bulunan Piazza Del Mercato'daki Trattoria Papei'nin İtalyan sıcakkanlılığını ispat eden garsonları öğle yemeğime neşe katıyor. Herşey anne eli kıvamında. Ev yapımı kalın makarnalar, bol domatesli bruschetta'lar ve cömert porsiyonlar. Yemeğin sonunda yiyeceğim tatlıda kararsız kalınca sempatik garsonun her ikisinden de tatmam için getirmesi ve bunu hesaba yansıtmamaları Siena'da kalbimi çalan nazik jestlerden. Öğle sıcağının koyu kıvamı şehri ele geçiriyor. İtalyanların siesta yapmalarına şaşmamak gerek. Sokakların hikayelerini gölgelerin uzadığı, ara sokakların güneş almadığı saatlere saklıyorum. Birbirinden sevimli dükkanlarda makarna soslarına, hediyelik eşyalara, el yapımı ürünlere bakarak zaman geçiriyorum. Katedralin bulunduğu Piazza Del Duomo meydanı turist kaynıyor. Ben de bir turistim ama kendini buraya ait hisseden bir turist. Gittiği her yerde yaşama hayallerine kapılan bir turist. Ortaçağı buram buram hissettiren atmosferik sokaklarda akşama kadar dolaşıyorum. Hava karardığında arka sokaklardan birinde bulunan Taverna San Giuseppe'nin (http://www.tavernasangiuseppe.it) mahzeninde bir kadeh şarapla başlayan ve lezzetlerin ortaya döküldüğü tabaklarla devam eden akşamın samimi ortamına bırakıyorum kendimi. Porcini mantarlı bruschetta, tropea soğanıyla şenlenen, milföy hamuru kıvamında bir börek, ricotta peynirli gnocchi, Brunello şarabında pişirilmiş, yanında dondurma ile servis edilen armut tatlısı.



Siena'nın Ortaçağ büyüsü üzerime sinmiş halde, eve dönüş yolunda, İtalya'da her bir şehrin, kasabanın farklı yönleriyle insanı kendine nasıl da mıknatıs gibi çektiği üzerine düşüncelere dalıyorum.

Toskana'yla vedalaşmadan önce bir yemek okulunda lezzetin yaratım sürecine dahil olmak şart. Capezzana (http://www.capezzana.it) yemek okulunda şef bizi bekliyor. Menüde kaz ciğerli bruschetta, fırında baharatlı domuz eti ve tiramisu var. Mutfakta bir elimizde şarap kadehi diğer elimizde sürekli değişen malzemelerle birlikte hem pişiriyor hem de şefin verdiği püf noktaları dinliyoruz. Capezzana sadece küçük gruplara yemek kursu veren bir yemek okulu değil, esasında mahzenleri, üzüm bağları ve göz alabildiğine bahçeleriyle köklü bir ailenin ikametgahı. Öğle yemeğinde karşımda oturan Bonacossi ailesinin en büyükleri olan Kont ve masanın başında oturan Kontes Capezzana'da bulunuşumuza varlıklarıyla anlam katıyorlar. 
Yemek sonrası ailenin salondaki konsolda dizili fotoğraflarına tek tek bakıyorum. Kendi ürettikleri zeytinyağı ve şaraplardan satın alarak buradaki anları İstanbul'daki mutfağıma taşıyabilecek olmanın düşüncesi veda ederken mutlu olmama sebep oluyor.

Villa'da uyandığım son sabah, mutfakta kahvaltı hazırlığı yapan kadınların sesleri ikinci kattaki odama ulaşıyor. Pencerenin tahta kepengini aralayıp Toskana sabahını tüm renkleri ve kokularıyla içime çekiyorum. Yüzüme yansıyan şükran, mutluluk, huzur ve kalbimde ayrılıyor olmaktan kaynaklı ufak bir buruklukla mutfaktan gelen mis gibi kahve kokusuna doğru merdivenlerden iniyorum.