Çölde Mutlak Sessizliğin Peşinde

 

Çölde mutlak sessizliğin peşinde!
Bilinçli bir tercih yapmadığınız sürece, yolunuz çöle düşmez. Ama bir kere düştüyse -bilinçli ya da bilinçsiz olarak- bilin ki aşka düşmüşsünüz demektir... Arap şoför, 4x4 Jeep'in lastiklerini alışkanlığın verdiği çabuklukla indirdi. Çöle girerken yapılacak ilk iş bu. Bagajda mini bir buzdolabı görevi gören içi çeşitli yiyecekler ve 'soğuk içiniz' yazılı içecekle tıka basa dolu bir soğutucu var. Modern zamanların çöl gezisi bu olsa gerek. Navigasyonlu araçlar, yüksek korumalı güneş kremleri, havalı hasır şapkalar, çantaların içinde son model telefonlar ve bagajdaki soğutucumuz. Konfor içinde yapılan, modern zaman maceraları.


Şoför, navigasyonumuz olmasa da çölde hiç kaybolmaz gibi. Kum tepelerini hoplaya zıplaya aşarken aracın içinde neşe ve biraz da korku içinde çığlıklar atan bize şimdi havalı gözlüklerinin arkasından aynadan manidar bir gülüşle bakan şoför, hani olur ya navigasyonumuz bozulsa yada benzinimiz bitse, gerçek kimliği olan 'çöl adamı' kimliğine bürünüp, çöle girerken tekerlekleri indirmesindeki çabukluk ve alışkanlıkla, birileri bizi bulana kadar bir bedevinin bilgeliğinde ve tecrübesinde bizi konuk etmeye devam eder 'çölünde'.
Araca çeşitli akrobatik hareketler yaptırarak, kum tepeleri üzerinde bir alçalıp bir yükselerek çölün denizle birleştiği yere varıyoruz. Klimalı konfordan çıktık, motorun sesi çölün sessizliğinde eridi. Kıvamlı ve dengeli bir sıcaklık, mutlak bir sessizlik. Tam kıvamında bir kahve gibi şimdi çöl...

Bu satırların üzerinden tam 9 kış, 8 yaz geçti. Çöl ile ilk tanıştığım gün ağzımda hissettiğim algısına kapıldığım kumun tadını, rüzgarın dev kum tepelerine dalga dalga şekil verdiği muhteşem manzaraları hiç unutmadım. Çöl, sessizliği ve bilgeliğiyle beni büyülemişti.

Oldukça nemli, hatta 'oldukça' kelimesinin hafif kaldığı bir ağustos akşamı uçaktan indiğimde havadaki yoğun nem şehri esir almıştı adeta. Nefes almanın bile zor olduğu bu ülkeye dünyanın dört bir yanından çalışmaya gelenler ve her ne kadar genlerinden dolayı bu iklime alışkın olsalar dahi Katarlılar dahi akşamın bu saatindeki sıcaklığı dayanılmaz buluyor olmalılar diye düşündüğümü hatırlıyorum. O akşam, uçağın merdivenlerinden Doha'ya ilk defa ayak basan herkesin bu yüksek sıcaklık karşısında benim gibi hissettiğine eminim.

9 sene önce yaşamak için gittiğim Katar, çok daha eski yıllarda adı sanı pek duyulmamış, balıkçı kasabası kıvamında kendi halinde bir ülkeyken, geçen bu yıllar içinde bambaşka bir silüete sahip oldu. Gökyüzüne ulaşan gökdelenleri ve modern binaları ile göz kamaştırmaya başlayan bir çöl şehri kimliğine bürünmeye başladı. Diğer Ortadoğu şehirlerini, özellikle Dubai'yi örnek alan bu çöl şehrinin hırslı yükselişi, jipleriyle çölde yarış yapan Arap Yarımadası insanlarının rekabetine benzedi.



Bu iddialı yükselişten en çok şehirde yaşayanlar nasibini aldı. Beş yıldızlı otel zincirleri, bu otellerin muhteşem spa'ları, gece kulüpleri, otantik ve modern dünya mutfakları sunan restoranlar, havalı alışveriş merkezleri, hemen hemen bütün sene sıcak geçen iklime tahammül etmeyi kolaylaştırmaya hatta keyifli hale getirmeye başladı. Birbirinden şık ve lüks hizmetleri ile şehri bir keyif merkezi haline getiren bu otellerin aynı zamanda şehirden uzaklaşmadan su sporları yapabilmeye olanak sağlaması ise şehri daha cazip hale getiriyor.
Ancak 'gerçek' bir Katarlı gibi hissetmek için tüm bu havalı kulüpleri, otelleri, alışveriş merkezlerini bırakıp, Doha'nın otantik mekanı 'Souq Waqif'ta ve çölde geçirilen bir gün, şehrin balıkçı kasabası zamanlarından kalma atmosferini bir nebze de olsa solumak için birebir. 

Souq'ta ne ararsanız var. Hintli satıcıların rengarenk kumaşlarla dolu tazgahları, halkın giydiği, erkekler için 'dishdasha', kadınlar için olana ise 'abaya' adı verilen yerel kıyafetlerin bulunduğu dükkanlar, rengarenk işlemeli terlikler, birbirinden ağır ve yoğun kokuların tozlu şişelerde yan yana sıralandığı salaş dükkanlar, Alaaddin'in sihirli lambası tadında objeler, tüm bu gördüklerinizi almak isterseniz ucuz bavullar, nargile dumanıyla yemeğin bir arada olduğu otantik restoranlar, nargilesini tüttüren, kocaman güneş gözlükleri ve bitmek bilmeyen telefon konuşmalarıyla kahve dükkanlarını dolduran Araplar... Tüm bunlar bir film dekoru gibi görünse de, kokular, renkler ve tüm bu insan çeşitliliği arasında duyularınıza hitap ederken fazlasıyla 'gerçek' olduğunu anlıyorsunuz.

Souq fazla büyük değil ancak gündüzleri sarımtırak tonlardaki duvarları ve mistik atmosferi, geceleriyse 'Binbir Gece Masalları'nın atmosferini yaşatan dar sokakları, mumlarla süslenmiş restoranları ve otantik kokularıyla insanı yakalayan bir çöl şehri deneyimi.

Katar'ı düşündüğümde zihnimde beliren görüntülerin hemen ardından burnuma dolan kokular öylesine gerçek ki; yoğun esanslı Araplara özgü parfümünün kokusunu arkasında bırakarak, simsiyah güneş gözlüklerinin yüzünde tek açık olan yer olan gözlerini de kapattığı 'abaya'lı kadınlar, bembeyaz, temiz 'dishdasha'larının içinde gururlu bir tavırla yürüyen Katarlı erkekler, çoğu zaman sarı ve puslu bir gökyüzü, zaman zaman kum fırtınaları, çölün bitiminde dev bir film seti gibi karşınıza dikilen gökdelenlerin oluşturduğu şehrin silüeti, İtalyan restoranında çalışan Filipinliler, ufak tefek yapılarıyla o kocaman binaları meydana çıkaran Nepalli, Vietnamlı işçiler, Pakistanlı, Hintli taksi şoförleri, alışveriş merkezlerine girer girmez burnuma dolan o çok sevdiğim Arap tütsü ve parfümleri, lüks tanımını zorlayan high-tech binalar, uzaktan gelen çölün kendine has kokusu...



Bu zıtlıkların tamamı bu çöl şehrine renk ve ayrı bir tarz katıyor. Kiminin zihnine 'maket şehir' olarak yer ederken, kimine ise 'Binbir Gece Masalları' tadında bir masal yaşatıyor.

Bunlardan birkaçını mutlaka yapın... Sharq Hotel'in spa'sında kendinize bir masaj ziyafeti çekin, lüksün ve otantik atmosferin keyfini yaşayın.

İslam Sanatları Müzesi'ni gezin ve mimarisine hayran kalın. Pearl'de birbirinden farklı lezzetleri tadabileceğiniz Dünya mutfaklarından lezzetler sunan restoranlardan birinde akşam yemeği sonrası kahvenizi içerken gelen geçeni izleyin.

Corniche (Korniş)'te şehrin silüetine bakarak uzun bir yürüyüş yapın, yürüyüşünüze naneli bir bardak çay içerek ara verin. Katara Kültür Merkezi'nde bir konser ya da sergiye gidin, Arap mimarisi ile yapılmış bu komplekste sanat atölyelerinde yerel sanatçıların çalışmalarına göz atın, ardından bu kültür kompleksinin içinde modernle gelenekselin uyum içinde sunulduğu birbirinden farklı dünya mutfaklarından birinde yemek yiyin.

Dhow adı verilen, genellikle Hintlilerin işlettikleri yerel ahşap teknelerle şehrin ışıltısına bir de denizden bakın. Souq'un otantik mimarisinde terası olan bir Lübnan restoranında muhteşem tatlarla kendinize bir ziyafet çekin ve Arapların, Hintlilerin, Avrupalılar ve diğer ülkelerden çalışmaya gelenlerin birbirine karıştığı renkli kalabalığı izleyin.