Klasik Küba, Lokal Tavsiyeler...

 

Klasikleşmiş KÜBA
Küba, gidenin gitmeyene anlattığının aksine, görür görmez ezber bozan ülkelerden değil. Kendisiyle özdeşleşen klasik Amerikan arabalı fotoğraflara çok kanıksandığından mı, dillere destan puroları hakkında herkesin bir sözü olduğundan mı, yoksa Che'nin tişörtlerden posterlere kadar her yerde karşımıza çıkan figüründen mi bilinmez, gördüklerimin çoğu ilk başta oldukça tanıdık gelmişti. Ta ki dönüp te üzerinden zaman geçene kadar. Küba'yı 
aylar sonra tekrar fotoğraflara bakarken ancak sindirebilmiştim.
Uçakta yanımda oturan kadın, şu anda yaşıyor olduğu Paris'ten, Havana'ya tam 7 sene sonra annesini görmeye gidiyordu. Bu kadar zamanın ardından Havana'ya gidiyor olmak onu oldukça mutlu etmiş olmalı ki, benimle paylaşma ihtiyacı duydu. Air France'ın koca gövdeli uçağının tekerlekleri piste değdiğinde ona, annesiyle çok iyi bir tatil geçirmesini diledim. O da bana Küba'da geçireceğim bir hafta için iyi dileklerde bulundu. Sonraki bir hafta her seyahat sonunda olduğu gibi, akılda kalan anılarla geçti.



Üzeri açık 74 model kırmızı bir Chevrolet ile ünlü Malecon sahili boyunca sağ tarafımızda okyanus, sol tarafımızda film setindeymişiz izlenimi bırakan soluk, dökük ve yaşanmışlığı her haliyle hissettiren binalar eşliğinde ağzımda okyanusun tuzlu tadı, müthiş bir özgürlük duygusuyla yaptığımız sürüş o 'an'lardan sanırım ilk aklıma düşeni.

Bir pazar öğle sonrası , 'Calle Don Jamel' (Deve Çıkmazı) adı verilen, Afrika kökenli Kübalıların yaşadığı bölgede, sadece pazar günleri yapılan rumba ayinini ve kendilerinden geçtikleri danslarını izlemek ise oldukça sıra dışı bir deneyimdi.

Turistik olmayanın peşinden gidenler için 'klasik' denilebilecek bir diğer öneri; Havana gecelerinde gerçek bir caz dinletisi için, 'El Gato Tuerto' nun küçük, samimi, iddiasız ancak 'sahici' ortamı. 80 küsur yaşında, ufak tefek caz sanatçısının boynuna doladığı beyaz postişi, mimikleri ve güçlü sesi film karesi tadında bir görüntüyü aklıma kazımama yardımcı oluyordu.

Turistik önerilerden şaşmayanlar için 'klasikleşmiş' Havana tavsiyelerine gelince...
Havana'ya gidip te, 'görülmesi gereken' yerlerden biri, Ernest Hemingway'in zamanında 'takıldığı' meşhur bar La Bodeguita Del Medio. Katedral Meydanı'nı kesen ufak bir sokakta bulunan bar, mojito'larınızı 'yuvarlamanız' için oldukça popüler bir adres. Duvarda Ernest Hemingway'in imzasının bulunduğu bir çerçeveye kadeh kaldırmak size kalmış.



Küba eşittir; salsa, dans, Latin müziği ise, bir diğer klasik te 1939 yılından beri aralıksız devam eden 'Tropicana Show'a bir gecenizi ayırmak. Latin dansçılar renkli bir Küba gecesi yaşatmak için muhteşem renklerde kostümleri, egzotik dansları ile kusursuz bir performans sergiliyorlar. Küba'nın milli içkisi rom'un yapımı ve tadım yapmak için Rom Müzesi, meraklılarını keyiflendirecek bir adres. Şehir içi ulaşımında ise, Havana'nın sembolü haline gelmiş klasik Amerikan arabaları dışında kullanılabilecek bir diğer seçenek te 'Coco Taxi' adında oldukça sevimli bir ulaşım aracı. Yanları açık, üzeri kapalı, yuvarlak formlu ve insanın bir meyvenin içinde oturuyor gibi hissettiği bu araçlar kuşkusuz Amerikan arabalarının havası ve karizmalarıyla yarışamasalar da, sevimlilik ve pratiklikleriyle bir alternatif. Küba, Havana'dan ibaret değil elbet. Rotanızı güneye, Karayip Denizi'ne çevirdiğinizde, Havana'dan 6 saat süren otobüs yolculuğu, parke taşlı, tek katlı evlerin sıralandığı sokakların ve birbirinden renkli tabloların satıldığı galerilerin bulunduğu, film seti tadında bir şehir olan Trinidad'a ulaştırıyor. Havana'dan farklı atmosferi ile 'zamanın durduğu şehir', Trinidad için en doğru tanımlama.

Burada okyanus kokusu daha farklı. Ayrıca 18. yy'a ışınlayan atmosferi ile 'Romantik Müzesi' adıyla bile insana hoş bir duygu yaşatmaya yetiyor. Romantik Müzesi sonrası 'Çan Kulesi'nin daracık merdivenlerini tırmanıp, güneş batarken Trinidad'ın çatılarını, ilerde uzanan dağ sıralarını izlemek ise hafızanıza yer edebilecek diğer 'an'lardan. Kuleden inince -her ne kadar turistik bir adres olsa da- La Canchanchara'da kendinize şeker kamışı ve romdan yapılan meşhur kokteylden ısmarlayıp, Latin ritimlerine kendinizi kaptırdığınızda tam anlamıyla Küba havasına girmiş oluyorsunuz. Ertesi gün Ancon plajının Karayip mavisine ve bembeyaz kumsalına gözlerinizi açtığınızda, yaşadığınız şehirden binlerce kilometre uzaktayken ve güneş sarıp sarmalarken, uzakta kalan herşey Karayip Denizi'nin sıcaklığında eriyip gidiyor.