Deli Dahi Dali'nin ile Figueres'te

 

Deli Dahi'nin dünyasını soluyacağım ve Dali'nin şehri Figueres'i keşfedeceğim Barselona sabahına uyanıyorum. Uzun ve keyifli bir gün olacağını daha gözünü ilk açtığın an hissettiğin sabahlardan. Barselona'dan 100 km kadar uzaklıkta bulunan Figueres'a varmadan önce insanda bir daha buluşma özlemi yaratan Girona'yla tanışmak günün güzel olacağı hissimi boşa çıkarmıyor.
Girona, beni oldukça gri ve suratsız karşılamasına rağmen içimi ısıtmaya yetecek kadar hoşluk barındırıyor. Ortaçağı buram buram hissettiren atmosferi, daracık geçitlerin birbirine bağladığı sokakları, gri sonbahar sabahına renk katan Eiffel yapımı 'kırmızı' köprüleri, Katalan mutfağının en iyi lezzetlerini barındıran restoranları, cumartesileri kurulan ve envai çeşit peynir, sos ve şarküteri çeşidinin satıldığı pazarıyla geri dönmek istenen bir ev huzuru tadında.



Şehir, tasarım meraklılarına, nehir kenarında dizili havalı tasarımcı butikleri ile keyif verirken, dar sokaklarından geçerken solunan Ortaçağ kokusu ve zaman zaman açık kapıların ardından görünen bahçeleriyle geçmiş yaşam hikayelerinde kaybolmak isteyenleri de kendine çekebilecek görmüş geçirmişlikte. 12. yüzyıldan kalma Arap hamamları, meşhur Yahudi Mahallesi ve Müzesi, zengin bir koleksiyona sahip katedrali ve meraklıları için Sinema Müzesi tüm gün Girona sokaklarında insanı zevkten dört köşe gezdirmeye yeter de artar.

Nehir boyu bisiklete binenleri, köprünün üzerine kurulmuş tezgahlara bakınanları, pazardaki satıcıyla sohbet ederek peynir seçenleri, kafelerde soluklanırken enfes kahvelerden içenleri Girona'yı benden fazla yaşayacaklar diye hafiften kıskanıyorum.

Girona ile bir dahaki buluşmamıza kadar beni oyalayacak birkaç lezzet dolu şişeyi pazardan çantama dolduruyorum. İçinde taze biber tanelerinin göz kırptığı aromatik zeytinyağı, meşhur acı sosları 'salsa picant' ve yeşil zeytin ezmesi. Bunlar beni İstanbul'daki mutfağımda bir süre mutlu eder.



Çantamda ganimetlerimle Dali'nin şehrine doğru yola devam. Dali'nin küçük şehrine renk ve hareket katan müzesi eski çağ kaleleri formundaki mimarisi, kırmızı duvarları ve üzerindeki dev yumurtalarıyla şehrin ortasında bir masalın içinden fırlamış gibi öylece duruyor. Şaşkınlık, daha müzenin girişinde, insanı yerine sabitleyen ve yorumlamaya çalışılan heykellerle başlıyor.

Koridorlarında, birbirine açılan salonlarında, bir bulmacayı, bir şifreyi, bir gizemi çözebilmenin peşine düşmek yada bilinçaltının katmanlarında dolanırken birinden diğerine yapılan tuhaf geçişlerle rüya görmek gibi. Ama açık gözle.

Deli ve dahi olmanın ayrıcalığında ve sınırlarında gezmek belki de bu hayatta insanın başına gelebilecek en büyük lüks. Dali'nin algılarına ve yorumlarına yaklaşmaya çalışan ruhlarımıza 'iyi' gelecek bir 'Dali' günü geçirmek, insana zekanın ve farklı bir aklın ürettiklerinin yakınlarında olmanın, dokunmanın, delilikle dahilik arasındaki o hassas sınırlarda dolaşan bir adamı kavramaya çalışmanın ve ilham almanın sınırsız zevkini veriyor.



'İşte bu tam bir Dali' dedirten eserlerini yorumlamak, anlamak, kavramak tam anlamıyla mümkün görünmese de akıl uçuran perspektifleri, bakış açısı, beyninin kıvrımlarında dolaşıyormuş duygusunu insan her hatırladığında, Dali'nin eserlerini, farklı yaşlarda okunduğunda farklı yorumlanan 'Dünya Klasikleri'ne benzetiyor.

O gün Dali, Figueres şehrinin orta yerine boylu boyunca uzanmış bir kadavraydı, biz de onun koridorlarında kocaman açtığımız gözlerimizle gezinen, aklının kıvrımlarını anlamaya çalışan meraklı turistlerdik.

Müzenin aklın sınırlarını zorladığı ve Dali'yi anlayabilmek için en az onun kadar zeki olmak gerektiğini düşündüğüm günün sonunda dönüş yolunu tutturmuş otobüsün camından bulutları izlerken, -inanılmaz gelebilir ama- Dali'nin meşhur bıyıkları şeklinde dev bir bulut beni uğurladı. Dali'nin eserleri müzesinde sergileniyor olabilir ancak ruhunun hala Figueres'in üzerinde olduğuna ve şehrini izlediğine yemin edebilirim.