Amalfi Sahilleri'nde Bir Hafta

 

Amalfi Sahili
Sıcak bir Ağustos İstanbul'unda Türk kahvesinden aldığım ilk yudum beni Napoli'nin meşhur pastanesi 'Gambrinus'ta tipik bir İtalyan gibi barda ayak üzeri içtiğim ve tadı damağımda kalan sert espresso'ya götürdü.
Napoli'nin öğle siestasında kapalı, temmuz sıcağına teslim olmuş dükkanlarının, kiliselerin, dar sokaklarının arasından geçtiğim anlara daldım. Siesta sonrası canlanan sokaklar, pizzacılar, dükkanlardan sarkan renkli ve envai çeşit makarnalar, yüzyıllardır o noktada hayat bulan ve hayat veren çeşme, apartmanlardan sarkan sepetler, yaşanmışlık kokan yüzlerce yıllık soluk binalar, vızır vızır her yerden çıkan Vespa'lar ve sokaklara dolan yoğun İtalyan aksanı bana tam bir Napoli klasiği yaşatmıştı...

Napoli'de geçirdiğim birkaç günün ardından, pizzaları -tam da yeri olması itibariyle-, aperativo saatlerinde bara dizilen bruschetta'ları, yaz sıcağında kadehte buğu oluşturan buz gibi beyaz şarapları ve iş çıkışı saatlerinde bu ara sokak barlarını dolduran hararetli Güneyli'leri ve şehri ardımda bırakırken, Napoli Körfezi'nin nefes kesen sahil şeridinde bekleyen harika manzaralar ve lezzetlere hazırdım.



Güneşin yumuşadığı saatler, Napoli'den Sorrento'ya ulaşan kıvrımlı yollarda, arabadan bir kare fotoğraf çekebilmek uğruna hızlıca inip, yolun sunduğu muhteşem manzaralara hayran kalarak geçti. Sorrento'ya vardığımda sevimli, limon kokulu ara sokaklar tam da düşündüğüm gibi beni karşıladı. Limon şeklinde mumların, sabunların baş döndüren kokuları eşliğinde girdiğim dükkanlardan mest olup çıkıyorum.

Muhteşem kayalıkların üzerinde güneşi batırdıktan sonra şehrin virajlı ve zaman zaman iki arabanın karşı karşıya geldiğinde birinin yol vermesini gerektirecek kadar dar yollarından geçerek tepede konumlanmış 'Il Borgo' restorana ulaştım. Karşımda Napoli kıyılarının ışıkları, Vezüv dağının gece karanlığında bile varlığını hissettiren heybeti, önümde peynir ve şarküteri tabağı, ardından yengeçli, ricotta peyniri ile doldurulmuş ravioli, balkabaklı rigatoni ve Vezüv'ün eteğindeki topraklardaki bağlarda yetişen üzümlerden yapılmış bir şişe kırmızı şarap. Yemeğin sonuna armutlu-ricotta peynirli tart ve bir güney İtalya klasiği olan limoncello imzasını attı.

Ertesi gün, Sorrento açıklarında bir teknede tam bir 'dolce vita' kıvamında günü devirdikten sonra, Sorrento'ya bir taş atımı uzaklıkta bulunan romantik Positano'nın akşam yemeği için davetkar çağrısına kapılmak bu harika günün unutulmaz kapanışı olacak. Positano'nun romantik, loş ve dik sokaklarından deniz kenarına indiğimizde birbirinden hoş restoranlar arasında hangi restorana oturacağımız konusunda kararsız kaldıktan sonra tercihimizi manzaraya hakim bir otelin terasından yana kullanıyoruz. Yine tüm lezzetler ortaya dökülüyor, deniz ürünlü risotto, hamsi carpaccio ve kabağın beklenmedik uyumundan ortaya çıkan sanat eseri bir salata ve iyi bir şişe şarap... Galiba İtalya'dan ayrılamayacağım...



Bir gece önce Positano'yu romantik karanlığında bırakıp Sorrento'ya döndüğümüzden sabah Amalfi'ye giden yol üzerinde olduğundan tekrar uğramadan geçemedik. Positano modasına öncülük ettiği belli olan dükkanlar, daracık sokaklardan sahile inene kadar insanı çoktan havaya sokup, oranın havasına uygun şapka, aksesuar, beyaz, tiril tiril elbiseler ve uçuşan pareolarla uçucu bir yaz vaat ediyorlar.

'Under the Tuscan Sun' filminin çekildiği sahilde, akşamki romantizm yerini, sahilde güneşlenenlere ve sıcakta amaçsızca gezinen insanlara bırakmış. Evler, dimdik tepe boyunca sanki dev bir el tarafından özenle yerleştirilmiş gibi göründüğü kibrit kasaba Positano'nun limon kokulu dükkanlarına girip çıkarak, limonlu dev mumları koklayarak, limonlu bir dondurma yiyerek zaman geçiriyoruz. Amalfi sahilleri beş duyuya da hitap edecek kadar çok 'limonlu' seçenek sunuyor.

Sorrento'dan Amalfi'ye nefes kesen manzaralar eşliğinde ilerliyoruz. Amalfi'ye varışımızla ilk gözüme çarpanlar; şirin bir meydan ve meydandaki zarif çeşme, arkasında yükselen heybetli kilise, birbirinden renkli makarnaların, sosların, baharatların, limoncello çeşitlerinin satıldığı dükkanların sıralandığı sokaklar... Bulunduğumuz sokak, dar bir geçitten bizi tipik ve harika tatlar saklı bir restorana ulaştırıyor. Limonla bu kadar içli dışlı olan bir bölgede bu lezzete şaşırmak yersiz ancak yine de limonlu spagetti'nin muhteşem bir tat olacağını tahmin etmediğimi itiraf etmek zorundayım. Sarımsak ve limon aromasının karışımıyla şenlenen bir başyapıt... İtalya'da yemeklere, doğaya ve sanata ne kadar övgü düzülse az kalır.



Şehirden çıkarken İtalyan arkadaşım bir yazı gösteriyor, anlamı şu; 'Kıyamet günü Amalfi'de yaşayanlar için bir şey ifade etmeyecek. Zaten cennette yaşadıklarından onlar için sıradan bir gün olacak...' Nokta.

Zihnimdeki İtalya'ya dair çoğu imgenin aslında Güney İtalya'ya ait olduğunu ve burada toplandığını fark ettiğim veda gününe uyanıyorum. Daracık sokaklardan hızla geçen Vespa'lar, birbirine yakın evler arasında asılı çamaşırlar, her masaya oturuşta birbirinden lezzetli makarna çeşitlerini ve pizzaların servis edileceğine emin olmak, muhteşem manzaralar, masmavi berrak bir deniz, dimdik kıyılar... Bunların çoğu, İtalya'nın diğer şehirlerinde de yakalanabilecek olağan görüntüler ama yine de en çok güneye yakışıyor. Ne burnundan kıl aldırmayan Milano'ya, ne soylu ve turistik Floransa'ya, ne de Ortaçağ film setini andıran Siena'ya...

'İtalya'nın esas oğlanı' kesinlikle Napoli ve en nefes kesici manzaraları da Napoli Körfezi sunuyor. Napoli; ne kadar sert, sıkı, kavgacı bir İtalyan oğlansa, Amalfi kıyıları boyunca uzanan Sorrento, Positano, Amalfi de bir o kadar yumuşak başlı ve insanı sarıp sarmalayan atmosfere sahip. Napoli ise, aslında sadece sert görünmek için çabalayan, kalbi didişmekten ve gücünü ispatlamaktan katılaşmış, var olması için kavga etmesi şart olan ama kendi olabildiği anlarda centilmen ve romantik bir Güneyli.

Hepsi birden aklımı başımdan alan bu şehir ve kasabalar, İstanbul'da herhangi bir ağustos sabahında içtiğim Türk kahvesinin kokusunda tekrar yakalıyorlar. Tüm canlılıklarıyla zihnimde belirirlerken, burnuma dolan limon kokusu gerçek mi hayal mi ayırt edemiyorum.